bilgi@sozkonusuaile.com

0530 511 01 52

Logo

      İnsanlar topluluk haline yaşamaya başladıklarından biri cemiyetlerindeki nizamı sağlayabilmek için hukuk müessesine ihtiyaç duymuşlardır. Hukuk kelimesi etimolojik olarak Arapça hak kelimesinin çoğulu olarak lisanımıza geçmiştir. Hukuk kelime manası olarak cemiyete nizam veren, devlet müeyyidesi ile güçlendirilmiş kaidelerin ve kanunların bütünü demektir. Hukuk sistemleri cemiyet nizamımın devam etmesi yardımcı olmasının yanında bazı zamanlarda cemiyetlere yeni bir nizam verme vasıtası olarak kullanılması dünya tarihinde çok görülmüştür. 1789 yılında gerçekleşen Fransız ihtilali sonrası, ihtilalcilerin ilk icraatlarından bir tanesi de mevcut Fransız hukuk sistemini kendi dünya telakkilerine göre değiştirmek olmuştur. Türkler İslam dinini kabul ettikten sonra kanunlarını inançlarına uygun hale getirmeye çalışmışlardır. Bu misaller bize gösteriyor ki, bir devletin hukuk sistemine ve kanunlarının tatbikatı bakarak nasıl bir nizama sahip olduğu, kanun değişikliklerine bakarak ta nasıl bir nizamı temenni ettikleri hakkında fikir sahibi olabiliriz. Biz Türkler içinde bulunduğu coğrafya, örf, kültür ve medeniyet havzasına göre değişik hukuk sistemleri tatbik etmişsizdir. Türk hukuk tarihi tetkik edildiğinde ise ana hatları ile İslamiyet öncesi Türk Hukuku, Türklerin İslamiyet’i kabulü sonrası Türk Hukuku ve Batılılaşma sonrası Türk hukuku safhaları ile karşılaşmaktayız. Şahıs, aile, miras eşya hukukuyla alakalı münasebetleri düzenleyen medeni kanunlarımız da zaman içindeki değişimden nasibini almış zaman içinde bir sürü değişikliğe uğramıştır. Yukarıda vermiş olduğumuz bilgiler ışığında medeni kanunda yapılan değişiklikler ile Türk Aile yapısı nasıl şekillendirilmeye çalışılmış gelin hep beraber bir ufuk turu yapalım.

      17 Şubat 1926 yılında kabul edilen Medeni kanun ile mevcut Aile Hukukunda büyük değişiklikler yapılmıştır. İsviçre’nin 26 kantonundan biri olan Naşötel de tatbik edilen medeni kanun 26 kişilik bir komisyon tarafından Fransızcadan Türkçeye birebir tercüme edilerek yeni medeni kanun oluşturulmuştur. Bu medeni kanunun referans noktasına ( İsviçre - Naşötel Kantonu Medeni Kanunu ) baktığımız vakit, bu değişiklik ile Türk Aile yapısının batılı normlar ile yeniden inşa edilmeye çalışıldığını söyleyebiliriz. 8 Aralık 2001 yılında bu medeni kanun ilga edilmiş, 1 Ocak 2002 tarihinde ise yenilenmiş Türk medeni kanunu meriyete girmiştir.

      12 Mayıs 1988 tarihinde Türk Medeni Kanununda yapılan değişiklik ile beraber “ kusuru ağır olmamak şartı ile boşanma sebebiyle yoksulluğa düşecek değer taraftan en fazla 1 yıl süreyle nafaka talep edebilir hükmündeki 1 yıl ifadesi süresiz olarak değiştirilmiştir. Ayrıca bu kanun tatbikatta devamlı erkek aleyhine karşı kullanılır hale gelmiştir. Eşini aldatan bir kadın uygulamada kocasına göre daha az kusurlu bulunmakta her türlü süresiz nafakaya mahkûm edilmektedir. 1 gün evli kalıp 10 yıllarca nafaka ödeyen erkeklerimiz vardır. Bu kanun evlilikler bir çıkar müessesine dönmüştür kadınlar nasıl olsa boşanır ömür boyu nafakamı alırım gözüyle evliliği yaklaşmakta erkekler ise ya kadın benden ömür boyu nafaka alma maksatlıyla mı evlenmek istiyor korkusu ile evliliği yaklaşmamaktadır. Süresiz nafaka ile boşanan kadınlara haksız yere servet transferi yapılmaktadır, boşanmış kişilerin yeni evliliklerinde süresiz nafaka problem olarak yeni ailenin tepesinde demokrasin kılıcı gibi durmaktadır. Şu an Türkiye de 2 milyon Erkeğin süresiz nafaka ödediği tahmin ediliyor. Bu değişiklikteki asıl gaye kadınlar için evlilikleri sadece maddi bir kazanç olarak görmelerini teşvik etmek ve erkekleri ise evlilikten korkutup gayri meşru münasebetlere sürüklemektir.

      1 Ocak 2002 tarihinde Türk Medeni Kanunda yapılan değişiklik ile beraber “ Kocanın evin reisi olması hükmü kaldırıldı ve hukuki olarak evlilik birliğin idaresine kadın ve erkeğe eşit söz hakkı tanınmıştır. İlk başta kulağa çok hoş ve demokratik gelen bu değişikliğin Aile üzerindeki tahribatı çok büyüktür. Her ülkenin bir reis-i cumhuru, her ordunun bir komutanı, her şehrin bir belediye başkanı, her şirketin bir yönetici, her bir mahallenin muhtarı varsa her bir ailenin de reisi olmalıdır. Her bir organizasyon tepe de bir lider etrafında şekillenerek alt katmanları doğru yayılır. Bir ülke de iki tane reis-i cumhur varsa aslında o ülke de bir iç savaş var demektir. Erkeğin fıtratı, hususiyetleri ve mükellefiyetleri gereği aile içerisinde reislik vazifesini üstlenmesi zaruridir. Bu kanun değişikliği ile beraber Türk ailesi çift başlılığa sürüklenip aile içerisinde bir iç savaş çıkartılması gaye edinilmiştir.

      1 Ocak 2002 tarihine Türk Medeni Kanununda yapılan değişiklikle beraber evlilikte mal ayrılığı rejimi yerine edinilmiş mallara katılma rejimi kabul edilmiştir. Bu değişiklik ile evlilik süresince edinilmiş malların eşlerin ortak malı sayılmıştır. Edinilmiş mallara katılma rejimi çok suiistimale çok açıktır aynı süresiz nafaka da olduğu gibi boşanan kadınlara haksız yere servet transferi yapılmaktadır. Bu değişiklikteki asıl gaye kadınlar için evlilikleri sadece maddi bir kazanç olarak görmelerini teşvik etmek ve erkekleri ise evlilikten korkutup gayri meşru münasebetlere sürüklemektir.

      Türk medeni kanunun aile ile tahribatı sadece bunlarla sınırlı değildir. Türk ceza kanundaki adil olmayan düzenlemeler, 6284 sayılı kanun, kadınlara medeni ve ceza hukukunda devamlı pozitif imtiyazlar tanınması ile aile mefhumunu iyice çıkmaza sokmaktadır. Kanunlardaki adaletsizliklerden ve adaletsiz müeyyidelerden haberdar olan erkekler evlenmemeyi tercih etmekti mevcut ailelerde kanunlardaki adaletsizlikleri suiistimal edip her geç gün boşanma yolunu tercih etmektedir.