Türk-Osmanlı Devleti, Tanzimat hareketiyle beraber batı medeniyeti taklitçiliğine başlamış ve bu taklitçilik nihayetinde devletimiz kültürel, iktisadi ve siyasi olarak batı medeniyetinin bir müstemlekesi haline gelmiştir. Batının medeniyetin kadına karşı menfi bakış açısından kaynaklanan icraatlara aksülamel olarak zaman içinde feminizm mefhumunu ortaya çıkmıştır. Batı cemiyetlerinde kölelik ile birlikte kadın hakları yönündeki faaliyetler beraber yürümüştür. Günümüz dünyasında ise feminizm mefhumu tamamen batı medeniyetinin hakimiyetinde insaniyet düşmanı küreselci çete olarak adlandırılan beynelmilel para ve güç sahibi zümrelerin müstemleke vasıtalarından bir tanesidir.
Feminizm mefhumu ile ilk kez 1792 yılında Mary Wollstonecraft’ın kaleme aldığı “Kadın Hakları Savunma” adlı eserde karşılaşmaktayız. Bilahare terim olarak ilk kullanışı, 1880 yılında Fransa’da basılan “La Citoyenne” adlı kitapta görmekteyiz. Zaman için de çok farklı feminist akımlar meydana çıkmıştır ( Marksist Feminizm, Liberal Feminizm, Radikal Feminizm, Ekolojik Feminizm, Varoluşçu Feminizm gibi) . Feminizm ideoloji de zaman için de farklı dalgalar şeklinde tezahür etmiştir. Şu an içinde bulunduğumuz feminizm ideolojisi 4.Dalga feminizm ideolojisi olarak adlandırılmaktadır.
Münevverlerimiz birisi olan Cemil Meriç’in dediği gibi ideolojiler idrakimize giydirilmiş deli gömlekleridir. Burada mevzuyu uzatmamak adına Feminizm akımlarından ve tarihi gelişimden ziyade Feminizm neden aile müessesi için neden zararlıdır buna temas etmek istiyoruz.
Cenab-ı Hak insanları iki ayrı cins olarak halk etmiştir. Her cinsin kendine ait farklı hususiyetleri vardır. Her iki cinsin birbirine karşı üstünlükleri ve dezavantajları vardır. Mesela erkek cinsi bir noktaya odaklanıp bir probleme çözüm getirebilme meziyetine daha fazla sahipken kadınlar bir mevzuya odaklanmaktan ziyade, farklı birkaç işi aynı anda yapabilme meziyetine sahiptir. Dünyanın kadim ve değişmeyecek nizamlarından bir tanesi de tezatlık ve birbirine muhtaçlık kaidesidir. Bütün hayat bu tezatlık ve birbirine muhtaçlık kaidesi üzerine kurulmuştur desek mübalağa etmiş sayılmayız. Hayvanlar oksijen tüketip karbondioksit üretirken Nebahatlar yani bitkiler Karbondioksit tüketip oksijen üretirler. Su hayattır derler küre-i arzdaki suların maceralarına bakalım, yağmur olması için suyun buharlaşması lazım gelir, su olabilmesi de yağmurun su olarak yeryüzüne inmesi gerekir. Yağmur suya muhtaçtır su da yağmura.
Bu tezatlık ve birbirine muhtaçlık hayatın devam etmesi için elzem kaidelerden bir tanesidir. Bu kaideyi kadın ve erkek cinsine tatbik ettiğimizde kadın ve erkeğin fıtratının birbirine tamamlayan fıtratlar olduğunu rahatlıkla fark edebiliriz. Günümüz dünyası feminist ideoloji bu farklılıkları ret ederek tep tip cinsiyetsiz insan modeli getirmeyi amaçlamamaktadır. Bu yüzdendir ki LGBTi faaliyetleri ile feminist hareketler ekseriyetle beraber yol almaktadırlar.
Hulasa etmek gerekirse Erkek ve Kadın farklı fıtratlarda olup birbirinin tamamlayıcısıdır. Feminist ideolojiler bu fıtrat farklılığına savaş açmıştır nasıl bir balık kuş gibi uçamayacak bir kuş ta balık gibi yüzemeyecekse, bir kadın fiziki güç gerektiren bir işi bir erkek kadar layıkıyla yapamayacaktır. Bir erkekte dekorasyon ve süsleme gibi kadın fıtratına müsait olan işleri layıkıyla yerine getiremez. Günümüz feminist ideolojileri kadın ve erkeğin fıtrat farklığını ret edip birbirlerine karşı cazibelerini kaybetmesine sebebiyet vermektedir. Unutmayalım ki evlilik müessisinin tesis edilmesinin sebeplerinden biri de her iki cinsin birbirine duymuş olduğu cazibedir. Aile müesseselerinin sağlıklı bir şekilde devam etmesi için her iki cinsin aile içerisindeki fıtratları uygun mesuliyetlerini yerine getirmesi ve vazifelerini ifa etmesi ile mümkündür.
Feminist İdeolojinin evlilik müessesine vermiş olduğu zararlardan bir tanesi de, kadınları devamlı erkeklere karşı kışkırtarak bir cinsiyet savaşı çıkarmaya çalışmasıdır. Savaşın olduğu yerde huzur olmaz insanlar kendilerini ehemmiyette hissedemez ve savaşın hâsıl ettiği enkazı unutturacak çareler ararlar. Evlilik yerine ferdi yaşama tercihleri ön plana çıkması feminist ideolojinin sebep olduğu içtimai enkazlardan bir tanesidir. Batı cemiyetlerinde giderek meşhur olmaya başlayan Kendi Başına Yürüyen Erkek (MGTOW- Men Going Their On Way ) akımı ülkemizde de giderek taraftar toplamaya başlamıştır. Erkekler en küçük cemiyet olan ailenin bir parçası olmaktansa tek başına yaşamayı tercih etmektedirler.
Günümüz Feminist ideolojileri aynı zamanda Erkeği doğuştan zalim bir canlı olarak kodlayarak dünyadaki problemlerinin bütün kaynağını erkek cinsine yüklemektedir. Yeni yetişen kızlarımız ve gençlerimiz erkeği devamlı zararlı bir canlı olarak görmeye başlamıştır. Bu fikir cemiyette ve evlilikte erkek itibarını zedelemektedir. Cins var Cins adlı reklam kuşakları bu faaliyetlere güzel bir misaldir.
https://www.youtube.com/hashtag/cinsvarcinsvar Erkekler doğuştan zalim bir canlı ise neden savaşlarda ülkelerini korumak için canlarını feda etmektedir. Ailesinin, çoluğun çocuğun rızkını temin etmek için neden en ağır işlerde çalışmaktadır. Erkek fıtratı gereği koruyucu ve kollayıcıdır. 1997 yılında yayınlanan Titanik filmini seyredenler gemi batma sahnesinde kadınlar ve çocuklar önce kayıklara binecekler repliğini hatırlarlar. 2009 yılında motorlarının devre dışı kalması neticesinde Hudson nehrine mecburi iniş yapan uçakta can pazarı yaşanmış iken erkekler ilk başta kadın ve çocukların uçaktan çıkıp kurtulması için uğraştıkları haber arşivleri araştırıldığında görülür. Bunun gibi daha binlerce misal verilebilir.
Feminist İdeolojilerin cemiyetlere verdiği en büyük zararlardan bir tanesi de kadını hürleştirme bahanesi altına kadının metalaştırılmasıdır. En basitinden bir dondurma reklamında teşhirci kıyafetler giymiş bir kadının https://www.youtube.com/watch?v=e_jLyO_Txrgrol olması reklamdaki dondurmanın kalitesi ile ne alakası olabilir. Evlilik gönül ve mantığın beraber yürüdüğü bir müessesedir. Metalaşan bir nesneyi gönül kabul etmez, edemez. Feminist ideoloji kadının metalaşmasına karşı çıkması bir yana bu tür faaliyetleri hürriyet adı altında devamlı desteklemektedir. Devamlı kadının metalaştırıldığı günümüz dünyasında hayata gözleri açan, devamlı kadınlara meta muamelesi yapıldığını gören bir erkek maalesef kadını hayatının tamamlayıcı, çocukların annesi, aile çadırının temeli olarak görmeyi bırakıp bir meta olarak görme temayülüne sahip olmaktadır. Bu tür temayüller evlilik müessesinin kutsiyetine büyük zararlar vermektedir aynı zamanda kadının cemiyet içindeki değerini de zedelemektedir. Feministler cidden kadın cinsiyetinin iyiliği düşünmüş olsalardı kadının metalaştırılmasına ilk onların karşı çıkması gerekirdi.
Feminist ideolojinin en büyük zararlarından bir tanesi de, siyaset ve hukuk üzerinde kurduğu hakimiyettir. Günümüz Feminist ideolojileri hukuk nazarına insanı yerleştirmekten ziyade, kadını günahsız erkeği ise doğuştan zalim olarak telakki etmektedir. Günümüz medeni kanunları tamamen bu intibaının tezahürüdür, kanunlardaki adaletsizliği gören erkekler bir zulme uğrama ihtimaline karşı ya evlenmemeyi tercih etmekte veya nikâhsız beraberlikleri tenezzül etmektedir.
Feminist ideolojilerin aile müessesi ve cemiyet üzerindeki zararları hakkında sayfalarca makale yazılabilir. Kalemiz yettiği kadar bu zararlardan bazılarını âcizane yazmaya çalıştık.