bilgi@sozkonusuaile.com

0530 511 01 52

Logo

(Müddei İddiasını İspat ile Mükelleftir )

      “ Şöyle bir ülke tasavvur edelim. Evvel zaman içinde kambur saman içinde uzak uzak diyarda 4 mevsimin yaşandığı bereketli topraklara malik, kıtaların buluştuğu coğrafyada etrafı denizlerle çevrili bir ülke varmış. Bu coğrafyada yaşayan insanların ataları adlarını tarihe altın harflerle yazdırmış mazlumların, sahipsizlerin, kimsesizlerin hamisi olmuş kurmuş olduğu medeniyetler fiilen yaşamasa da ekseriyetle hürmet ile anılırmış. Zaman için de bir şeyler olmuş her ne olmuşsa azar azar olmuş. Günlerden bir gün yepyeni mükemmel bir hukuk kaidesi keşfedildiği ve bu yeni kaide ile dünyaya adalette emsal olunacağı beyan edilmiş. Müddei (İddia sahibi ) sadece bir zümreden ise zanlılar suçludur ve zanlılar iddiaları çürütmekle ile mükelleftir diye. Bu yeni hukuk kaidesi günlerce kutlanmış, şampanyalar patlatılmış, halaylar çekilmiş, bu kaideye methiyeler düzülmüş, bazıları bu yeni hukuk abidesi benim fikrimdi hayır senin değil benim fikrimdi diye birbirleri ile kavgaya tutuşmuş. Evet, dünyaya emsal olacak yeni hukuk kaidesi o kadar mükemmelmiş ki mahkemeler ve kolluk kuvvetleri sadece müddei beyanına göre, zanlıları sorgusuz sualsiz, delilsiz belgesiz bir şekilde suçlamaya başlamış beyanlara göre işlem yapar olmuşlar. Akabinde milyonlarca insan evlerinden atılmış, insanlar çocuklarını göremez olmuş, insanların tasarrufları bu yeni kaide bahane edilerek ellerinden alınmış cemiyette huzur iyice bozulmuş insanlar birbirine düşman hale gelmiş. Bir yandan bunlar olurken bu yeni hukuk kaidesinin mükemmelliğine şiirler yazılmış, methiyeler düzülmüş ozanlar sazları ile yeni kaidenin mükemmeliyetini türkülerinde anlatıp durmuşlar. Bir yanda methiye düzenler bir yanda gözyaşlılar, itibarları, tasarrufları, istikballeri elinden alınanlar. Gözü yaşlılar zaten zanlı, iddiaları çürütmek ile meşgul, çürütse ne fayda başka bir iddia ile yine zanlı, zanlı olabilme ihtimali yüzünden zaten doğuştan zanlı. Aslında doğuştan suçlu, suçlu olmak onların kaderi çünkü müddeinin iddiası esas, müddeinin iddiasına göre adalet dağıtılıyor delil yok ispat yok belge yok, yok ta yok. Gözü yaşlılar gönlü kırıklar yapmayın etmeyin usulü böğle olmamalı beyana göre suçlu kabul edilmemeliyiz dese de haykırsa da, burada bir hata olduğunu deliller ile ispatlasa da ne fayda. Zaman zaman gözü yaşlılara karşı haddinizi bilecekseniz diye parmaklar hava da uçuşmuş. Aslında buna şaşırmamakta lazımmış zaten bu ülkenin anayasasında bütün insanlar eşittir bazı zümredeki insanlar daha eşit diye madde bile varmış. Neyse ki bu ülke hayali bir ülke evvel zaman içinde kambur saman içinde çok uzak uzak diyarlarda bir yerdeymiş. Ne kadar bahtiyarız ki bu hayali ülkede yaşamadığımıza.“

      Hukuk sistemleri belirli bir hiyerarşi ile ilerler. Hiyerarşinin en tepesinde ise hukuk kaideleri vardır. Kanunlar, nizamnameler, usuller bu hukuk kaideleri esas alınarak yapılır. Müddei(İddia sahibi) iddiasını ispat ile mükelleftir, bereat-ı zimmet asıldır en temel hukuk kaidelerinden biridir.

      Müddei İddiasını İspat etmek ile mükelleftir kaidesinin hukukta karşılığı nedir. Bir kişi ortaya bir iddia atıyorsa bu iddianın gerçek olduğunu deliller ile ispat etme mecburiyetindedir. Bir kişinin hırsızlık yaptığımı iddia ediliyor ve bu kişinin gerçekte hırsızlık yapıp yapmadığını, delillerle, şahitlerle, tetkiklerle, şüpheye mahal bırakmayacak şekilde müddei tarafından ispatlanması gerekmektedir. Bu yapılmadığı takdire müddeinin iddiası geçerli sayılmaz.

      Bereat-i Zimmet asıldır kaidesinin hukukta karşılığı nedir. Şahıs doğuştan suçsuzdur, borçsuzdur. Şahsın suçu ispat edilirse suçlu, borcu ispat edilirse borcu olur. Bir kişinin kamuya açık olarak suçu veya borcu ispatlanıncaya kadar o kişi suçsuz sayılır. Bu kaideye günümüz hukukunda masumiyet karinesi denilir. Bu iki kaide bütün hukuk sistemlerinde mevcuttur.

      Türkiye Cumhuriyeti 11 Mayıs 2011 tarihinde İstanbul Sözleşmesini tasdik eden ilk ülkedir ve bu sözleşme esas alınarak hazırlanan 6284 Sayılı Ailenin korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesi kanunu 20 Mart 2012 tarihinde resmi gazetede yayınlanarak meriyete girmiştir. Bu kanun 25 madde ve bir adet geçici madde ile toplamda 26 maddedir. Bu kanun daha isminden başlayarak, temel hukuk kaidelerini hiçe sayarak Türkiye için içinden çıkılamayacak bir kangrene dönüşmüştür. İsminde neden sadece Kadına karşı şiddetin önlenmesi ifadesi yer almakta. Aile kadın ve erkek ve çocuklardan teşekkül etmiyor mu? Bu ülke de aile içerisinde veya dışında erkekler veya çocuklar hiç şiddete maruz kalmıyor mu? Neden kanun isminde sadece kadın cinsiyeti belirtilmek istenmiş ailenin aslında kadınlar için tehlikeli bir yer olduğunun mesajımı mı verilmek isteniyor acaba. Devlet bütün vatandaşlarına cinsiyet, dil, ırk, din ayrımı yapmadan eşit mesafede durması gerekmez mi? Kadın erkek eşitse bu kanundaki imtiyaz neden müdafaa edilmektedir. Bizim insana karşı şiddete önleme kanunda noksanlıklar varsa neden bu noksanlıkların giderilmesi tercih edilmiyor da böğle bir kanun çıkartılıyor. Bu suallerin cevabının insanlarımız ferasetinize bırakıyoruz.

      6284 sayılı kanun maddelerini tetkik ettiğimizde karşımıza kadın beyanı esas ve şiddet tarifinin çok açık olduğunu görürüz. Normal şartlarda birisi hakkında kovuşturma açılabilmesi için suç hakkında kuvvetli şüphe var olması gerekir ve bu kuvvetli şüphenin şahitler ve deliller ile ispat edilmesi gerekmektedir. Kadın beyanı esastır kaidesi ile kuvvetli şüphelerin var olmasına ve bu şüphelerin her hangi bir delil ile ispat edilmesine gerek yoktur. Kadının beyanı ile iddialar sorgusuz sualsiz doğru kabul edilir ve karşı tarafın bu saatten sonra istinat edilen suçu işlemediğini ispat etmesi gerekir bu suçu ispat etmediği sürece suçlu sayılır. Tatbikatta kadın beyanı esas alınarak anında erkek önleyici tedbir maksadıyla evinden uzaklaştırılır. Şiddet tarifinin çok açık tutulması da bu kaidenin çok kolay bir şekilde istismar edilmesine yardımcı olmaktadır. Kadın beyanı esastır kaidesi ile müddei iddiasını ispat ile mükelleftir ve masumiyet karineleri hukuk kaideleri tamamen hiçe sayılmaktadır. Bunlara ilave olarak ta zanlı iddiaların gerçek olmadığını ispat etse bile müddei sahibine iftiradan herhangi bir cezayı müeyyide tatbik edilmemekte müddei tedbir gayesi ile o şekilde hadiseleri o şekilde yormuştur diye işin işinden kolayca çıkılmaktadır. İnsanlar hiç yalan söylemez hiçbir şekilde iftira atmaz, her şeyi en mükemmel, en adil şekilde yaptıkları için mi insanlar cemiyet içinde yaşadıklarından beri hukuk müessesine ihtiyaç duymuşlardır. Kadınlar da insan değil mi başka bir tür mü? Kadın beyanı esastır yerine Mağdurun Delili esastır kaidesi tatbik edilse adil olmaz mı?

      6284 sayılı kanun temel hukuk kaidelerine uymamakla beraber nasıl bir kanun ki, bu kanun hemen hemen her boşanma davasında, mal rejiminde, çocuk velayetinde, tedbir nafakasında her yerde karşımıza çıkmaktadır. Yazıyı fazla uzatmamak için oralara hiç girmiyoruz.

      6284 sayılı kanunun istatistiklerini inceleyelim.

      2019 Yılı Adalet Bakanlığı Adli Sicil İstatistik Genel Müdürlüğü'nden elde edilen resmi rakamlara göre son 5 yılda 1 milyon 973 bin erkek evden uzaklaştırma cezası aldı.

      Yıllara göre baktığımız da; 2015 yılında 270 bin 218, 2016'da 320 bin 280, 2017'de 413 bin 790, 2018'de 521 bin 434, 2019'da 447 bin 893 kişi için önleyici tedbir ve evden uzaklaştırma cezası verildi.

      Bu rakamların gerçekten doğru ise her sene ortalama 500 bin erkek aile mensuplarına şiddet göstermeye meyilliyse ve bu sayı her geçen gün artıyorsa bu ülkeden umudu kesmenin vakti çoktan gelmemiş midir? Bu rakamlar bir suiistimal neticesi ise bu kadar yüksek çıkıyorsa bazı şeylerin düzeltme vakti gelmemiş midir?